Anksiyete en sık karşılaşılan ve sıklıkla farklı hastalıklarla karşılaştırılan psikiyatrik bir hastalıktır. Anksiyete nedir? Belirtileri neler? Nasıl teşhis edilebilir? Tam olarak tedavi edilir mi? Tedavi için alternatifler neler? gibi pek çok sorunun cevabını yazımızda bulabilirsiniz.
Anksiyete, yarattığı ruh hali ile her şeyden önce kişinin kendine zarar veren bir hastalıktır. Bireyin yaşam kalitesinde, gözle görülür bir düşüşe yol açar. Bu hastalığı taşıyan kişi, hayatının her aşamasında rahatsızlığın etkisini hisseder. Yemek yerken, yürürken, sohbet ederken ve tüm bunlar gibi günlük hayata dair birçok faaliyet esnasında hastalığın baskısını üzerinde taşımak zorunda kalır.
Rahatsızlık, psikolojik ya da bedensel birçok nedenle ortaya çıkabileceği gibi hiçbir nedene bağlı olmaksızın da görülebilir. Ortaya çıkardığı zarar ise hem bedensel hem psikolojik olabilir. Nihayetinde basit bir sebeple dahi meydana gelebilen anksiyete, kişilerin hayat şartlarını ve kalitesini doğrudan olumsuz yönde etkilemektedir. Tedavi edilmediği takdirde hastalarda uzun süreli hasarlar yaratabilir.
İçerik
Anksiyete ya da başka bir deyişle kaygı, yaşanan korku halini ifade etmektedir. Kaygı, normal hallerde salt zarar olarak ifade edilemez. Stres altında odaklanmaya ve motivasyonu korumaya fayda sağlar. Ne yazık ki görülen bu kaygı ya da korku, kişinin hayatını yaşamaya engel oluyorsa veya yaşam kalitesini düşürüyorsa artık bir sağlık sorunu olarak ifade edilmelidir.
Benzer İçerik: Depresyon Nedir?
Anksiyete, yoğun korkuyu ve kaygıyı ifade etmekle birlikte içeriğinde; acizlik, sorunlara çözüm bulamama korkusu, başarısızlık ve yargılanma gibi birçok olumsuz duygu barındırabilir.
Hastalık, genel anlamda duygusal ve bilişsel etkilere sahip olarak nitelendirilebilir. Bunlar da korku ve kaygı olarak kısaca temellendirilir. Bununla birlikte düşünce boyutunda olan faktörler genellikle dışsal yani bedensel etkiler yaratır. Kan basıncının artması, kalp atışının hızlanması, kaslarda gerginlik, terleme gibi birçok sonuç gözle görülecektir. Hastalık, her ne kadar düşünce boyutunda görülse de kişinin fizyolojisini de derinden etkilemektedir.
Anskiyetenin belirtilerini bedensel ve ruhsal olarak ikiye ayırmak mümkün. Duygusal belirtiler; alınganlık, huzursuzluk, sürekli olumsuz düşünme hali, felakete odaklanmak, tedirginlik, endişe duyguları, tahammülsüzlük, moral seviyesinin devamlı aşağıda gezinmesi gibi belirtilerdir.
Fiziksel belirtiler ise; bağışıklık ve sindirim sistemlerinin zayıflayıp yavaşlaması, terleme, kan basıncının yükselmesi, mide bulantısı, kalp çarpıntısı, halsizlik, baş ağrısı, uykusuzluk, sık idrar yapma, nefes almada güçlük çekme, el ve ayakların soğuması, sersemlik, kişinin kendi bedenine yabancılık çekmesi gibi belirtilerdir.
Anksiyetenin teşhisi, uzman psikiyatri tarafından konulmalıdır. Bu rahatsızlığı çeken kişiler, bedensel etkiler sebebiyle öncelikle dâhiliye uzmanına yönlenirler, bu yüzden teşhis ve tedavi süreci de gecikir. Psikiyatrik bozukluklarda tanı koymak için hekimler, hastalarla birebir görüşmelidir. Anksiyete teşhisi konulması için hasta ve yakınları, muhakkak uzman görüşünü almalıdır.
Teşhis sürecinde maksat, hastada var olan belirtileri diğer ruhsal rahatsızlıklardan ayırt etmektir. Bu sebeple çeşitli fiziksel tetkikler yapılabilir, sonuçlara bağlı olarak birkaç araştırma daha yapılarak netleştirilebilir. Belirli bir sebebe dayandığı görülmeyen mide şişkinliği, yaygın kas ağrıları, baş dönmesi, ağrılar gibi şikâyetler de stres temelli olduğu için kaygı bozukluklarına dayandırılır. Uzman doktor, anksiyete bozukluğu teşhisi için hastayı birkaç kere görmeli daha sonra yakınlarıyla iletişime geçmelidir.
Panik atak olarak da bilinen anksiyete nöbetleri, şiddetli korku ve panik olarak görülmektedir. Beklenmeyen zamanda, aniden ve uyarı vermeden gerçekleşir. Hiçbir belirti vermeden kendini gösteren atak, hastayı olmadık zaman dilimlerinde yakalayabilir. Uyku, yemek ya da duş sırasında nöbetler görülebilir.
Gerçekleşmesinde bir sebep olabileceği gibi sebepsiz nöbetler de görülebilir. Net belirtiler görülmese de karşı konulamayan panik, düzensiz kalp atışı, yüksek ateş, aşırı hızlı soluma gibi birçok sonuç doğurmaktadır.
Anksiyete, tedavi edilmediğinde kişide uzun süreli zarara yol açacaktır. Daha sonra kişinin şikâyetlerine ek olarak bir de depresyon ortaya çıkabilir. Bu durum, hastayı kısa süreli rahatlamalar için alkole ya da diğer kötü alışkanlıklara teşvik edecektir. O yüzden anksiyete tedavisine olabildiğince erken başlanmalıdır.
Tedavi için hem ilaç hem psikoterapi yoluna gidilebilmektedir. Anksiyetenin şiddetine göre tedavi şekli de değişebilir. Orta şiddetli bir anksiyete bozukluğu için ilaç gerekli olmaksızın psikoterapi yoluyla tedavi yapılabilirken daha şiddetli anksiyeteler için tam düzelmeyi sağlamak adına hem ilaç hem psikoterapi tedavisine başvurulur. Bazı hallerde bunlar dışında tamamlayıcı tedavilere de başvurulabilir. Genelde anksiyete bozuklukları tedaviye kısa sürede olumlu cevap verir.
Anksiyete bozukluğu için kullanılan birçok ilaç vardır. Genellikle antidepresanlar ve benzeri yatıştırıcı ilaçlar önerilir. Yaygın anksiyete bozukluğu için çoğunlukla kullanılan ilaçlar uygun şekilde belirlenen antidepresanlar olmaktadır.
En çok etkili ilaç tedavisi ise, davranışsal terapi ve şahsi yöntemlerle desteklenen tedavidir. Bazı hallerde ilaç tedavisinin temel amacı, anksiyete bozukluğu belirtilerinin bir süreliğine azaltılması ve diğer tedavi yöntemlerine yol açmaktır. İlaç tedavisi ile yahut gerektiğinde davranışsal terapi ile tedavi uygulandığında %85’e varan başarılı sonuçlara ulaşılabilmektedir.
Anksiyete tedavisinde kullanılan ilaçlar, alışkanlık yapabilmekte ve istenmeyen yak etkileri meydana getirebilmektedir. Bu halde anksiyete hastasının tüm bu şartları düşünüp ilaç tedavisini yan etkilerini bilerek kabul etmesi, kendi yararına olacaktır.
Her şeyden önce antidepresan kullanımının doktor gözetiminde olması gerektiği unutulmamalıdır. Genelde hemen etki doğurmayan bu ilaçlar, bir ay kadar düzenli kullanımdan sonra sonuç vermektedir. Hatta tedavinin başlarında belirtilerde geçici bir şiddetlenme dahi görünebilir.
İlaç kullanma sürecinde, ilaç hakkında değişiklikler yine hekim tarafından yapılmalıdır. Antidepresanlar sanıldığının aksine uyku, saflık ya da saldırganlık etkisi yapmazlar, kişinin muhakeme yeteneğini engellemezler.
Anksiyete için uygulanan davranışsal ve maruz bırakma terapisi en etkili terapi türleridir. Bu tedavi yöntemleri, kişinin içsel psikolojik çatışmalarına yahut geçmişte yaşamış olduğu sorunlara yönelik değil daha çok davranışlarına odaklıdır. Davranışsal terapi, anksiyete tedavisi için haftalık seanslar şeklinde uygulanmaktadır.
Anksiyete terapisi, davranışlarla beraber düşüncelere de odaklanmaktadır. Temelde olumsuz düşünme sorununu engellemeye çalışır ve anksiyeteyi artıran gerçekdışı inanışları ortadan kaldırmayı amaçlar.
Maruz bırakma terapisi, güvenli çevresel koşullar altında kişiyi korkularıyla yüzleştirir. Bireyin kendine ve çevresindekilere tehdit olarak görmesine neden olan ne varsa karşı karşıya getirir. Tekrarlanan maruz bırakma terapisi sonucu, kişi korktuğu durum ya da nesneye karşı güçlü bir kontrol becerisi kazanır. Korku ile yüzleşme, başarılı bir sonuç meydana getirir ise hastalık kısmi olarak ortadan kalkmaya başlayacaktır. Terapilerde önemli olanın düzenli devam olduğu unutulmamalıdır.
Genel anksiyete bozukluğu, kişinin nedenini bilmese dahi günün her aşamasında sürekli kaygılı ve tetikte olmasını ifade eder. Anksiyetenin bu türünde süreklilik esastır. Kişi ne zaman nerede geleceğini bilmediği kaygılarla karşı karşıyadır. Günün her anı, devamlı tetikte ve korku doludur.
Anksiyete nöbetleri, farklı durumlarda tekrarlanan ve beklenmeyen panik nöbetlerini ifade eder. Burada atak korkusu da büyük etkendir. Çünkü hasta başka şeylerden değil atak geçirmekten korkar. Gün içinde yaptığı davranışları, atak gelecek endişesi ile tamamlayamadan yarım bırakır. Yemek yerken ya da yürüyüş yaparken atak gelmesi, kişinin bir daha bu aktiviteyi yapmasını zorlaştırmaktadır.